3 Aralık 2013 Salı

Gölün Kıyısında - Mary Lawson

Bir romanın başarısı acaba elinizden düşürememinizle ölçülebilir mi ? Mary Lawson'ın bu ilk romanı, elden düşürememe kriterini başarı ile yerine getiriyor. Temelde dram kategorisine sokabileceğimiz  bir roman Gölün Kıyısında. Ana karakteri, henüz geçmişi ile çözümleyemediği sıkıntıları olan ve bunları bugünde şiddetle hisseden Kanada'nın kuzeyinde bir çiftlik bölgesinde büyümüş bir kadın. Sıkıntılarını, geçmişini, kardeşleriyle olan ilişkilerini gayet dozajında bir duygusallıkla anlatıyor.

Aslında kitabı ilk defa görüp, ön ve arka kapağını incelediğimde pembe dizi kıvamında bir kitap okuyacağımı düşünüyordum, hatta almaktan vazgeçiyordum. Ama daha ilk sayfalardan itibaren konusu bana çok hitap etmese de, edebi açıdan güçlü ve aşırıya kaçmayan bir duygusallığı olduğunu farkettim. Üstelik anlattığı hikaye tam bir pembe dizi konusunu çağrıştırsa da abartılı değil.

Romanın içinde çok az bahsi geçse de bana düşündürdüğü başka bir konu, dünyamızdaki doğal güzellikleri yavaş yavaş kaybediyor olmamız ve acaba yıllar sonra bu romanlarda anlatılan doğal ortamların gerçekten sadece romanlarda bahsedilen yerlerden ibaret mi kalacağı...

Mary Lawson, bu kitabı 2002 yılında yayınlatmış. Daha sonra 2006 ve 2013'te yayınladığı iki romanı daha var. 2006'da yayınlanan kitabının da eleştirileri iyi görünüyor, yakın zamanda onu da kitapçılarımızda görmeyi umuyoruz.

Kitabın çevirisi başarılı çevirmen Kutlukhan Kutlu'dan.

Özgün ismi: Crow Lake
Çeviri: Kutlukhan Kutlu
Yayınevi: Domingo

2 Aralık 2013 Pazartesi

Kapalıçarşı Cinayeti - Esra Türkekul



Uzun bir süredir Türkiye'den bir yazarımızı okumamıştım. Esra Türkekul'un bu ilk romanı bir polisiye ve ana karakteri bir kadın. Açıkcası bir günde okuyup bitirdiğim bu roman bana akıcı dili ve mizahi anlatım tarzıyla ilaç gibi geldi.

Kahramanımız Berna, aslında hiç de dedektiflik niyeti olmayan, ama turist rehberliği yaparken bir şekilde cinayet soruşturmasına bulaşan, fazla kilolarından dertli, iç sesiyle bol bol küfreden biri. Üstelik bunu tam da bizim günlük yaşantımızda yaptığımız gibi yapıyor. Romanın en güçlü yanı Berna'nın sahiciliği ve doğallığı.

Öte yandan bir Ahmet Ümit veya Emrah Serbes romanında olduğu gibi polisiye yanı güçlü değil. Okuma boyunca asıl odak noktamın Berna'nın iç dünyası, kendisi ve hayatıyla olan hesaplaşmasının olduğunu düşündüm, cinayet ise arka plandaki bir resimden ibaret kaldı benim için. Bu yüzden, romanı bir katil kim heyecanıyla değil, Berna'nın tepkilerini ve insanlarla doğal ilişkilerini keyifle takip etmek için okudum. Polisiye yanını küçümsediğim de düşülmesin, karşımızda basit bir cinayet yok. Oldukça derli toplu bir şekilde tasarlanıp, çözümlenen bir cinayet söz konusu. Sadece benim gibi çok polisiye roman okuyup, polisiye diziler izleyince, doymuşluk hissinin getirdiği bir sonuç sadece.

Polisiye yanından çok beklentiniz olmadan, bizden keyifli bir roman okumak isterseniz, Kapalıçarşı Cinayeti tam size göre.

Yayınevi: Esenkitap