15 Aralık 2010 Çarşamba

Türkiye ve Türkler - Andrew Mango


Mango, İstanbul doğumlu, hayatı Türkiye üzerine araştırmalar yapmakla geçmiş bir yazar. Daha önce Atatürk üzerine yazdığı kitabın ardından, günümüz Türkiye'sini 1938'den gelerek değerlendirdiği kitabı "Türkiye ve Türkler" yayınlandı. Kitap 2004 yılında İngiltere'de, 2005 yılında ise Türkiye'de çıktı. Yayınlanmasından uzun bir süre geçmiş olsa, Mango'nun değerli gözlemleri ve veriye dayalı bu kitabı konuya ilgi duyanlar tarafından mutlaka okunmalı diye düşünüyorum. Kitap kesinlikle kendini tekrar etmeden, lafı uzatmadan söyleyeceğini söylüyor.

Mango, kitabı 2 ana kısma bölmüş. "Atatürk'ten Sonra Türkiye" ve "Günümüzde Türkler". İlk bölüm kitabın yaklaşık üçte birlik bir kısmını oluşturuyor. 1938 ila 2003 arasındaki dönemi akıcı bir üslupla özetliyor. İkinci bölüm ise günümüz Türkiye'sinin eğitim, kültür, ekonomi gibi açılardan değerlendirildiği kısım. Doğal olarak bu bölüm kitabın daha ilgi çekici kısmı. Mango, hem Türkiye ile sıkı bağları olan biri olma, hem de Türkiye'ye dışarıdan bir yabancı gözüyle bakma avantajını çok iyi kullanarak, tarafsız bir şekilde gözlem ve düşüncelerini verilere de dayandırarak yazmış. Kitabın sonundaki Notlar bölümünde yararlandığı kaynakları da eklemiş.

Yakın geçmişi hatırlamak ve günümüz Türkiye'si hakkında (her ne kadar 2004 yılında yazılmış olsa da) tarafsız bir bakış açısından yapılan değerlendirmeleri okumak için bu kitap kaçırılmayacak bir fırsat.

***

"Herkese selam verin. Aynı apartmanda oturduğunuz komşularınıza selamı unutmayın. Sokağınızda selamı unutmayın. Es-selamü aleyküm dediniz almadı mı demek ki hoşlanmıyor. O zaman merhaba deyin. Onu da anlamıyorsa iyi günler deyin. Yine anlamıyorsa belki Corc'dur. Hello deyin, good morning deyin."

---
Orijinal Adı: The Turks Today
Çevirmen: Füsun Doruker

14 Aralık 2010 Salı

Gregor ve Gri Kehanet - Suzanne Collins

Yazın başıdır ve on bir yaşındaki Gregor dışında herkes yaz kampındadır. Gregor, babasının New York’taki evlerinden çıkıp kaybolmasından beri küçük kız kardeşlerine bakmaktadır. Özellikle de iki yaşındaki kardeşi Bot’a. Evlerinin bodrumunda çamaşır yıkarken, Bot bir hava boşluğunun içine düşüp kaybolur ve Gregor da onun arkasından gider. Artık Yeraltı’ndadırlar ve onları bambaşka bir dünya beklemektedir…

***

Suzanne Collins, Açlık Oyunları Serisi ile adını duyurmuş bir yazar. Bu kitap ise, Açlık Oyunları Serisi'nden önce yayınladığı, Yeraltı Günlükleri Serisi'nin ilk kitabı. Açlık Oyunları'nın çok tutması üzerine sanırım, yayınevi bu seriyi de Türkçe'ye kazandırmaya karar vermiş.

Genel olarak, Harry Potter gibi okul çağındaki çocukları hedeflese de, yetişkinlerinde ilgiyle okuyabilecekleri bir kitap Gregor ve Gri Kehanet. Fakat belirtmek gerekir ki, Açlık Oyunları'ndaki detaycılık ve derinlik bu seride pek karşımıza çıkmıyor.

Roman, konuya hiç dallandırıp budaklandırmadan girip, olayları hızlı ve akıcı bir şekilde işleyip bir sonuca ulaşıyor.

Kitabın çevirisi gerçekten başarılı. Çevirmen, Gürkan Genç, temiz bir iş çıkarmış. Lakap gibi anlam içeren İngilizce kelimelerin Türkçe karşılıklarını kullanmak gibi yerinde tercihlerde bulunmuş. Harry Potter serisinin özellikle ilk kitabındaki çeviriyi bilenleriniz varsa, ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Benim açımdan, kitabı çok eğlenceli hale getiren önemli bir faktör vardı, kitabın karakterlerinden 2 yaşındaki "Bot".

***

"Ge-go çiş yaptım" dedi Bot.

Gregor, ... tepesinde ışıklı komik bir şapka takan bir çocuk olarak orada öylece durdu.

Kudretli savaşçı izin isteyip kardeşinin altını değiştirdi.

---
Orijinal Adı: Gregor The Overlander
Çevirmen: Gürkan Genç

Kayboluş Günü - Robin Parrish

Bu gezegendeki herkes ortadan kayboldu.

Komutan Christopher Burke ve mürettebatı insanlığın en büyük kâşifleriydi. Kırmızı gezegen Mars'ta görevlerini başarıyla tamamlamışlardı ve tek istekleri evlerine geri dönmekti; arkadaşlarını, ailelerini ve sevdiklerini görmek için... Evde olmak için... Ama zemin kontrolüyle iletişimlerinin kesilmesi ve karaya çok tehlikeli bir şekilde inmeleri bile, mürettebatın Dünyaya tekrar ayak bastıklarında karşılaştıkları şeye kendilerini hazırlamalarını sağlayamamıştı.

***
İlk defa bir kitabını okuduğum Robin Parrish, ilgi çekici bir konuya el atmış. Kitabın tanıtım yazısını okuduğumda, bana popüler bir bilim-kurgu filminin senaryosu gibi geldiğini söylemeliyim.
Çeviriden midir, yoksa Parrish'in kendi hatası mıdır bilemeyeceğim ama, kitabı okumayı zorlaştıran bir kaç nokta vardı. Karakterlerin isimlerini algılamakta ve onları ayırt etmekte bir süre zorlandım. Karakterler için kullanılan isimler sürekli değişiyor; bir ön isim, bir lakap, bir soyisim... Romanda bilim-kurgu öğeleri her ne kadar fikir olarak önemli bir yer tutsa da, karakterlerimizi ağırlıklı olarak aksiyon sahneleri içinde buluyoruz. Aksiyon sahnelerinde, ne olup bittiğini takip etmek ve gözümde canlandırmak pek kolay olmadı.

Öte yandan, romanda merak duygusunu sürekli körükleme, ve akıcılığı sürdürme konusunda bir problem yok. Yukarıda bahsettiğim sorunlara rağmen, kitabın sonunu getirmekte zorlanmadım. Özellikle kahramanlarımızın arayışlarının nerede sonlanacağını, merak edip durdum.

Robin Parrish, teşekkür yazısında ilk sırayı Tanrı'ya vermiş. Genelde Tanrı tanımazlığın yaygın olduğu bilim-kurgu yazarları arasında, inancı oldukça güçlü bir yazara denk gelmek sürpriz oldu. Roman içinde de bu inanç, zaman zaman kendini belli ediyor.

***

"Hayat bir şiirdir." ... "Durmak. İzlemek. Dinlemek. Şiir her yerde ve her şeyde vardır. Ve şiirle ilgili tek şey nedir? Şiir kendini yazamaz."

---
Orijinal adı: Off World
Çevirmen: Merve Öztürk